31 Aralık 2009 Perşembe

geldik mi??..

tik.. tak.. tik.. tak.. tik.. tak.. tik.. tak.. tik.. tak.. tik.. tak..

sen dururken akar zaman, beklemez senin acele adımlarını sanki çok acelesi varmış gibi geçer, gider.. geceleri de sevmem bu yüzden; saatlerin tik taklarını duyabileceğim kadar sessiz oldukları için.. ama aklım başıma hep gece olduğunda gelir.. bir günün muhasebesini daha yevmiye defterine geçirir kaldırırım rafa.. hep gece olunca aklıma gelir sevdiğim kadınlar, kırdığım insanlar, kurduğum hayaller, seçtiğim hatalar, işlediğim günahlar.. uyku tutmaz bazen pişmanlıklarımdan, bazense mutluluktan.. hep kursağımda kalır ya mutluluklar o da ayrı mevzu..

çok zaman düşünmüşümdür; bir trafik levhası bile olmak istemezdim şu dünyada.. bir levhayı geçtim bir atom tanesi bile olmak istemezdim.. bana sormuş olsalardı eğer.. tamam güldük, eğlendik de.. neyse..

madem geldik dünyaya ilk defa gelmişcesine yaşamalı, son defa görecekmişcesine.. bir defa daha fırsatın olur mu sevmeye, gülmeye, koşmaya.. peki ya yürümeye bile takatin kalmadığında, içinde hala bir şeyler olacak mı??.. olmadan yaşamalı.. bir gün büyür de yaşlanırsam ruhumla beraber, oturup uzaklara daldığımda güzel anılardan başka hiç bir şey olmasın isterim aklımda.. kalan 3-5 tik taktan da zevk alabilmek için..

bu yüzden sevmem saatin tik taklarını bana sonumun geldiğini hatırlattıkları için.. öyle ki uyuduğum odadaysalar eğer uyku girmez gözüme.. belki de bir gün bana seni hatırlatacakları için..

tik.. tak.. tik.. t.........

25 Aralık 2009 Cuma

sıradanlıklarım ve farkındalıklarım..


insan yaptıkları için pişman olmamayı öğreniyor da, yapmadıkları için her zaman bir burukluk oluyor içinde.. söylediğin sözlerle çok büyük bir hataya düşsen de, başına çok büyük işler açsan da nihayetinde o durumun içinden sıyrıldığında ya da hayat yeniden senin için çok mükemmel olmasa da durağanlaştığında pişmanlığın yerini söylediysem söyledim alıyor.. ama söylemek isteyip de söyleyemediğin bir şey eğer senin için çok önemli biriyse uzun süre bunun pişmanlığını üzerinde taşıyorsun..

hayatta en sevmediğim şeylerdir keşke demek.. özür dilemek.. af dilemek.. hiç düşmek istemediğim durumlardır.. kimse istemez elbette ama hep bir kırılma noktamız vardır ya.. her ne kadar kendimizi mükemmel görsek de, hiç kusursuz olduğumuzu düşünsek bile, burnumuzdan kıl aldırmayan bir görüntümüz olsa bile içten içe keşke dediğimiz çok şey vardır..

seçtiklerimiz bizi yönlendirir.. her keşke daha büyük ya da daha küçük bir keşkenin ikamesidir oysa.. kaçınılmaz olan bir seçim yapmaktır her zaman.. çektiklerimiz de kendi seçimlerimizdir, kaçtıklarımız da.. öyle ya seçmek gibi bir özgürlüğümüz var ise kaçmak gibi bir özgürlüğümüz de vardır.. seçmekten kaçmayı seçmek de bir seçenektir ya sonuçta.. korkaklığı ya da gamsızlığı mı gösterir duruma göre değişse de.. ya da kendini koruma iç güdüsü olabilir..

hata yapmakta da özgürsün.. hiç istemesen bile yaptığın seçimler seni hataya sürükleyebilir.. ama yaptığında özür dilemeli misin??.. özür istemem hayatımda.. benden özür dilenmesi de hoşuma gitmez, özür dilemeyi de sevmem.. özür dilemektense özür dilememi gerektirecek şeyler yapmaktan çekinmeyi yeğlerim.. ya yaparsam.. ya da yapılırsa bana.. dedim ya bunlar bizim seçtiklerimiz.. affedersin ya da af dilersin.. eğilip bükülmeyi göze alarak icabında kırılarak.. ancak dedim ya ben sevmem.. kaçarım..

sevmem.. kaçarım.. diyince aklıma geldi.. çoğu zaman aşktan da kaçarım.. kırmaktan korktuğum ya da kırılmaktan korktuğum içindir hep kaçışlarım.. daha mı büyüdü keşkelerim yoksa doğru seçimler miydi bilmesem de.. öyle ya da böyle evladın gibidir seçtiklerin satamazsın.. senindir, senden bir parçadır kurtulamazsın..

çok seneler önce başladım etrafıma duvarlar örmeye.. o zamanlar da çok taşlaşmış duygulara sahiptim.. hayat bana aşık edemedi bir türlü kendini, sevemedim bir türlü sevabını da, günahını da kabullenip.. vazgeçemedim de.. şimdi bu kalın duvarlar sızdırır mı bir gün??.. hala içimde biraz umut var mı??.. hep istediğim bir şey; keşke her gün en mutlu olduğumuz güne uyansak..

hep koymak istediğim not: bu yazının son paragrafı yalan beyandan dolayı kaldırılmıştır.. parmaklarımdan çıkan her kelime keşke beynimden de çıkıyor olsaydı.. yazının doğrusu yukarıdaki şeklidir..

24 Aralık 2009 Perşembe

smurf shit..


Eserik akıllı bir adamım ben aklıma öyle çok şey gelir ki ben yazamadan uçar gider.. "smurf shit" de akıl attırmalarımdan biri.. bazen kafamdan böyle saçma sapan sözcük öbekleri çıkabiliyor.. kim bilir belki bir yerden duymuşumdur.. hatta şöyle bir dize yazacak kadar saçmalamıştım bir defasında da hemen not almıştım.. ne anlama geliyor inan ben de bilmiyorum..

çok fazla mor güneş etrafında dağ var..
bazen tozpembe günler..
bugün sonsuzluğun ilk ve sonu...

not: eserik ne demek inan ben de bilmiyorum.. ama anladın sen onu..

17 Kasım 2009 Salı

yarım kalmış şiirler..


bencil ruhsuz ve boş gözlerle..
karşımdasın..
yabancı halinle...

kıpırdamamak mıdır ölmek demek??..
görememek mi daha fazla yoksa duyamamak mı??..
ölüyor olmak dermanı olmamak mı oynamaya??..
içinden gelse de, elinden gelememesi mi??..
dokunamamak mı nefes kadar yakınındakine??..
ölümden beni ayıran ne öyle ise??..
sen doğdun, ben öldüm..
doğar mıyım yeniden??...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

okuyorum mütemadiyen..


Şöyle karıştırırken blogları kitaplar üzerine bir kaç şey okuyunca aklıma geldi.. Askerdeyken bolca boş vaktim olduğundan ve bu durumda yapacak tek şey televizyon izlemek olduğundan bende bir kitap okuma sevdası oluştu.. Kısa dönem olarak yapınca askerliği acemi birliğindeki arkadaşlar falan maşalla baya kültürlü çıktılar.. bana da bulaştırdılar kitap okumayı.. iyi de yaptılar sağolsunlar.. Ondan önce pasif okuyuculardan olan ben; gazete başlıkları, ilginç bulduğum üçüncü sayfa haberleri, bilhassa spor haberleri, efendime söyliyim deterjan ya da şampuan kutusunda yazanları okurken birden kendimi batı ve Türk edebiyatının ortasında buluverdim.. Askerliğin bana kattığı en güzel şeylerden birisi de bu olmuştur(başka ne kattı desen bilmiyorum).. İlk olarak koğuşta herkesin elden ele dolaştırdığı, iki günde bitirilip başka birine devredilen bir kitabı gözüme kestirdim.. Velhasılı kelam "Ramses" ile tanışmamız da böyle vukuu buldu.. Daha sonrasında mitoloji ve bu tarza duyduğum ilgi beni yine o tarzda birşeyler okumaya itti.. Bir kişinin elinde "İlyada"'yı gözüme kestirmiş oldum ama o kitabı bitirene kadar acemilik bitti malesef..

Maceramın asıl kısmı usta birliğinde geçiyor aslında.. Bayağı uzun bir giriş olduysa da bilinçsiz okurluk evrimimin başlangıcı açısından açıklayıcı olduğuna inanıyorum.. Usta birliğinde o gözüme kestirdiğim "İlyada" yı aradım bütün sahaflarda.. Aradığım yer Diyarbakır olunca bulmam da biraz zor oldu.. Aslında ilk cildi çok hoşuma giden ve devamını da okumayı çok istediğim "Ramses" i sordum hep ilk önce ama ondan hiç haber yoktu.. Bir şekilde "İlyada"ya sahip oldum ve bir gayret okumaya başladım ama o Homeros ahh Homeros o nasıl bir anlatım.. o nasıl gereksiz zilyonlarca satır ve sayfalar.. Bir de filmini izlemiş olmanın dezavantajı da eklenince çok sevdiğim mitolojiden iyice soğudum.. Nitekim bitmedi o kitap.. He ben okudum olm sen anlamamışsın diyene de saygım var.. Zilyon tane ve hiçbiri birbirini tutmayan isimler beni çok gerdi.. Lan zaten kaç kişisiniz o çağlarda hepsinin ismi başka başka.. Neyse germiyim kendimi..

Baktım ki Homeros beni geriyor ve çok sevdiğim mitolojiye dair başka bir kitap bulamıyorum ben de o zaman kendimi popüler kültüre teslim edeyim dedim ve o zamanın en popüler, tabiri caiz ise "plaj kitabı" olarak atfedilmiş "Olasılıksız"'ı alayım kendime dedim ve gidip hemen bir tane edindim.. Sonuç: mükemmel!!.. Çok beğendim kitabı da, konusunu da, anlatımını da.. Askerdeyken sizi ordan alıp götüren başka dünyaları sanki içindeymiş gibi yaşatan herşeye aşık olma eğiliminde oluyorsunuz zaten.. Böyle Hollywood filmi tadında bol aksiyonlu bir kitap beni elbette ki mest edecekti ve öyle de oldu..

Olasılıksız'ı alırken çarşıda beraber gezdiğim bir arkadaşım daha önceden sahafları gezerken çok güzel bir yardımcısı olan bir sahaf gördüğünü ayrıca dükkanı kapatmak üzere olduğunu ve kitapları çok ucuza elden çıkardığını söyledi.. gel beraber bir de oraya bakalım dedi.. Askerliğin de verdiği aşk ile durmadık tabi biz de koştuk daldık sahaftan içeri.. Benim tek ilgilendiğim kitaplardı aslında.. Ben kitaplara bakarken kız nasıl yardımcı olabilirim diye sordu.. O an "Ramses"i sordum yine belki burda vardır diye ümit ederek.. Ondan ellerinde olmadığını ama o tarzda bir kaç kitap önerebileceğini söyledi ben de hay hay dedim okumaya aç bir taze okur olduğum için her türlü öneriye açıktım.. Bana "Tozkoparan"ı önerince kız gözlerim bir kamaştı.. "Kingdom of Heaven" filmiyle gönlümü fethetmiş Selahaddin Eyyubi'nin hiç de yabancısı olmadığım bu romanını kaçırmayacaktım tabi ki.. Onu alıp kolumun altına koymuştum ki o benim caaanım arkadaşım elime bir kitap verdi.. vermez olaydı.. Aha bunu al kanka demesiyle kitabın bir kapağına bakmam yetti.. siyah bir kapak üzerine el yazısıyla "ehe" yazmışlardı resmen.. Bu ne olm "ehe" dememle birlikte herkez bir gözgöze geldi o an.. ve ben biraz geç de olsa Che' yi ehe diye okuduğumu farkettim(o kapak değil belki ama el yazısı aynı.. ehe yazıyo ulan işte simsiyah bi kapağın üstünde..).. İşte o an ah ulan cehalet ahh dedim kendi kendime.. Bayağı bir güldükten sonra almadım tabi kitabı, alamazdım zaten o saatten sonra.. Ama Tozkoparan'ı almış bulunduk.. O ne dandik bir tercümeydi bilmiyorum ama hiçbir sürekliliği olmayan birbirinden bağımsız cümleler canımı sıktıkça bütün şevkim de kaçtı ve attım elimden hemen kitabı.. Ancak bu kötü tecrübe içimdeki okuma aşkını öldürmeye yetmedi tabi.. Askerlik bitti ama ben okumaya devam ettim..

Güzel bir alışkanlık kitap okumak.. Hele de okuyabilecek bu kadar çok güzel kitap varken.. Önemli olan sevdiğin tarzı iyi belirlemek.. Ve okuduğun kitaptan keyif almasını bilmek.. bence öyle işte..bitt...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

speakers in my head..

öyle müzikler dinliyorum ki bazen hoparlörlerden çıkan sesler yetmiyor beynimin içine kadar sokasım geliyor kulaklıkları..
misal duman haberin yok ölüyorum.. içerdiği sitemkarlıktan mıdır yoksa müziğin güzelliğinden midir bilmem, insanı tamamen
avcunun içine alan bir şarkı.. sadece bu şarkı değil daha bir çoğu vardır mutlaka ama şimdi elimin altında bu var..
küçükken de öyle yapardım ne zaman beğendiğim bi şarkı çıksa kulaklarımı hoparlöre dayardım.. iyi sağır olmamışım..

21 Ağustos 2009 Cuma

shroud of false..


Her şeyin bir başlangıcı ve bitişi var.. ve her neye başlıyorsam benim için tek birşey çalar.. sonrası için çok şey ifade eden, kendi hakkında çok şey anlatan; çok az kelimeler ama çok büyük bir anlam.. umarım hiç son bulmaz ama onun sözleri de hazır...

we're just a moment in time
a blink of an eye
a dream for the blind
visions from a dying brain
i hope you don't understand..