
Şöyle karıştırırken blogları kitaplar üzerine bir kaç şey okuyunca aklıma geldi.. Askerdeyken bolca boş vaktim olduğundan ve bu durumda yapacak tek şey televizyon izlemek olduğundan bende bir kitap okuma sevdası oluştu.. Kısa dönem olarak yapınca askerliği acemi birliğindeki arkadaşlar falan maşalla baya kültürlü çıktılar.. bana da bulaştırdılar kitap okumayı.. iyi de yaptılar sağolsunlar.. Ondan önce pasif okuyuculardan olan ben; gazete başlıkları, ilginç bulduğum üçüncü sayfa haberleri, bilhassa spor haberleri, efendime söyliyim deterjan ya da şampuan kutusunda yazanları okurken birden kendimi batı ve Türk edebiyatının ortasında buluverdim.. Askerliğin bana kattığı en güzel şeylerden birisi de bu olmuştur(başka ne kattı desen bilmiyorum).. İlk olarak koğuşta herkesin elden ele dolaştırdığı, iki günde bitirilip başka birine devredilen bir kitabı gözüme kestirdim.. Velhasılı kelam "Ramses" ile tanışmamız da böyle vukuu buldu.. Daha sonrasında mitoloji ve bu tarza duyduğum ilgi beni yine o tarzda birşeyler okumaya itti.. Bir kişinin elinde "İlyada"'yı gözüme kestirmiş oldum ama o kitabı bitirene kadar acemilik bitti malesef..
Maceramın asıl kısmı usta birliğinde geçiyor aslında.. Bayağı uzun bir giriş olduysa da bilinçsiz okurluk evrimimin başlangıcı açısından açıklayıcı olduğuna inanıyorum.. Usta birliğinde o gözüme kestirdiğim "İlyada" yı aradım bütün sahaflarda.. Aradığım yer Diyarbakır olunca bulmam da biraz zor oldu.. Aslında ilk cildi çok hoşuma giden ve devamını da okumayı çok istediğim "Ramses" i sordum hep ilk önce ama ondan hiç haber yoktu.. Bir şekilde "İlyada"ya sahip oldum ve bir gayret okumaya başladım ama o Homeros ahh Homeros o nasıl bir anlatım.. o nasıl gereksiz zilyonlarca satır ve sayfalar.. Bir de filmini izlemiş olmanın dezavantajı da eklenince çok sevdiğim mitolojiden iyice soğudum.. Nitekim bitmedi o kitap.. He ben okudum olm sen anlamamışsın diyene de saygım var.. Zilyon tane ve hiçbiri birbirini tutmayan isimler beni çok gerdi.. Lan zaten kaç kişisiniz o çağlarda hepsinin ismi başka başka.. Neyse germiyim kendimi..
Baktım ki Homeros beni geriyor ve çok sevdiğim mitolojiye dair başka bir kitap bulamıyorum ben de o zaman kendimi popüler kültüre teslim edeyim dedim ve o zamanın en popüler, tabiri caiz ise "plaj kitabı" olarak atfedilmiş "Olasılıksız"'ı alayım kendime dedim ve gidip hemen bir tane edindim.. Sonuç: mükemmel!!.. Çok beğendim kitabı da, konusunu da, anlatımını da.. Askerdeyken sizi ordan alıp götüren başka dünyaları sanki içindeymiş gibi yaşatan herşeye aşık olma eğiliminde oluyorsunuz zaten.. Böyle Hollywood filmi tadında bol aksiyonlu bir kitap beni elbette ki mest edecekti ve öyle de oldu..
Olasılıksız'ı alırken çarşıda beraber gezdiğim bir arkadaşım daha önceden sahafları gezerken çok güzel bir yardımcısı olan bir sahaf gördüğünü ayrıca dükkanı kapatmak üzere olduğunu ve kitapları çok ucuza elden çıkardığını söyledi.. gel beraber bir de oraya bakalım dedi.. Askerliğin de verdiği aşk ile durmadık tabi biz de koştuk daldık sahaftan içeri.. Benim tek ilgilendiğim kitaplardı aslında.. Ben kitaplara bakarken kız nasıl yardımcı olabilirim diye sordu.. O an "Ramses"i sordum yine belki burda vardır diye ümit ederek.. Ondan ellerinde olmadığını ama o tarzda bir kaç kitap önerebileceğini söyledi ben de hay hay dedim okumaya aç bir taze okur olduğum için her türlü öneriye açıktım.. Bana "Tozkoparan"ı önerince kız gözlerim bir kamaştı.. "Kingdom of Heaven" filmiyle gönlümü fethetmiş Selahaddin Eyyubi'nin hiç de yabancısı olmadığım bu romanını kaçırmayacaktım tabi ki.. Onu alıp kolumun altına koymuştum ki o benim caaanım arkadaşım elime bir kitap verdi.. vermez olaydı.. Aha bunu al kanka demesiyle kitabın bir kapağına bakmam yetti.. siyah bir kapak üzerine el yazısıyla "ehe" yazmışlardı resmen.. Bu ne olm "ehe" dememle birlikte herkez bir gözgöze geldi o an.. ve ben biraz geç de olsa Che' yi ehe diye okuduğumu farkettim(o kapak değil belki ama el yazısı aynı.. ehe yazıyo ulan işte simsiyah bi kapağın üstünde..).. İşte o an ah ulan cehalet ahh dedim kendi kendime.. Bayağı bir güldükten sonra almadım tabi kitabı, alamazdım zaten o saatten sonra.. Ama Tozkoparan'ı almış bulunduk.. O ne dandik bir tercümeydi bilmiyorum ama hiçbir sürekliliği olmayan birbirinden bağımsız cümleler canımı sıktıkça bütün şevkim de kaçtı ve attım elimden hemen kitabı.. Ancak bu kötü tecrübe içimdeki okuma aşkını öldürmeye yetmedi tabi.. Askerlik bitti ama ben okumaya devam ettim..
Güzel bir alışkanlık kitap okumak.. Hele de okuyabilecek bu kadar çok güzel kitap varken.. Önemli olan sevdiğin tarzı iyi belirlemek.. Ve okuduğun kitaptan keyif almasını bilmek.. bence öyle işte..bitt...
1 yorum:
kanka ehe iyiydi ya bence kitapların bize kazandırdığı en önemli şey bu :D
Yorum Gönder